Türk el sanatları ve hobiler - Unutulmuş eski el sanatları - Güzel sanatlar hakkında ansiklopedik bilgi kaynağı

Türk el sanatları ve hobiler - Unutulmuş eski el sanatları - Güzel sanatlar hakkında ansiklopedik bilgi kaynağı


Semercilik - Palancılık



   Semerin kullanım alanlarının daralması semere olan ihtiyacı da azaltmaktadır.
Bursa’da iki semer ustası bulunmaktadır. Semer yapılırken kullanılan malzemeler ilçelerden temin ediliyor.

Semerin ahşap kısmında kullanılan gürgen ağacı dağ köylerinden, tabaklanmış keçi derisi Balıkesir’den getiriliyor. Keçi derisini doldurmak için kullanılan sazlar Bursa’nın merkezine yakın göllerden toplanıyor.


Semer yapılmaya başlanırken ; önce kasnak adı verilen gürgen ağacından yapılıyor. Kasnak yay şeklinde iki parçanın bir araya getirilmesiyle oluşturuluyor. Kasnağın üzerine içi saz ile doldurulmuş keçi derisi monte ediliyor. Keçi derisinin üzeri keçe ile kaplanıyor. Semerin ön ve arka kısmını da belirtiyor. Renkli ponponlar sadece binek semerlerine takılıyor, yük taşımak için yapılan semerlere ponpon takılmıyor.

viki
En yaygın anlamıyla, yük ve binek hayvanı olarak kullanılan at, eşek ve katır gibi hayvanların taşıyacakları yükün hayvanın sırtına zarar vermemesi için ağaç iskelet üzerine deri ile keçe arası kamış otları ile doldurulup sarılarak dikilen semer çok özen isteyen bir sanat dalıdır. Dengesiz yapılmış bir semer hayvanın sırtının yaralanmasına neden olur. Çok eskiden beridir süregelen bir ata yadigari meslektir. Günümüzde birçok şehirde yalnızca birkaç semerci ustası kalmıştır.Semercilik Beypazarı'nda sadece bir tane semer ustası tarafından yapılmaktadır. En genç semerci üstaları ne yazık ki, 60 yaş ve üzeridir.Semercilik de tıpkı tarakçılık, kaşıkçılık gibi unutulmaya yüz tutmuş, artık çırak alamayan meslekler halini almıştır.
viki





Semer, bir zamanlar çekim ve binek hayvanlarının vazgeçilmez donanımıydı. Binlerce yıl arabalarla özdeşleşen at ve benzeri çekim ve binek hayvanları, motorlu araçların bulunup yaygınlaşmasıyla işsiz kaldılar ve buna bağlı olarak semercilik, palancılık ve koşumculuk da meslek olarak hayatımızdan birer birer çıkmaya başladı.

SEMERİN TARİHİ

Eskiden göçebe toplumlar, yolcular, kervanlar ve seyyar satıcılar eşya ve yüklerini semerli hayvanlarla kolaylıkla taşıyorlardı. Semer sayesinde hayvanların vücudu hem soğuktan korunuyor hem de taşıdıkları yüklerin onlara zarar vermesi engellenmiş oluyordu.

Ayrıca semer, atlarda kullanılan eyerin de görevini üstlendiğinden insan taşınmasına da olanak sağlıyordu. İşte semerin bu geniş kullanımından dolayıdır ki semercilik de en gözde mesleklerin başında geliyordu.

Şimdi, semerin yapılışında kullanılan malzemelere bir göz atalım:

Hasır otu-Berdi: Bir bataklık bitkisidir. Kamış gibi bataklıkta yetişir. İçi süngere benzer. Sıkıldığında tekrar eski haline döner. Bu özelliğinden dolayı semer, boyunduruk ve kürtün yapımında dolgu malzemesi olarak kullanılır. Berdi, Anadolu’da hasır, kürsü, sepet ve açkı yapımında kullanılırdı. Sağlıklı, doğal bir malzemedir. Bataklıkların kurutulması ve sulak yerlerin kalmaması bu bitkinin de yok olmasına sebep olmuştur. Günümüzde ise yurdumuzda yok denecek kadar az yetişmektedir.

Sicim (kınnap): Keten, kenevir gibi bitkilerin liflerinden yapılan ince ve sağlam ipe diyoruz..“İngiliz sicimiyle asmak” deyimi, sicimin ne kadar sağlam olduğunu anlatır.

Sahtiyan: Tabaklanmış ve cilalanmış teke derisidir.

Sırım: Sahtiyanın ıslatıldıktan sonra makasla ince ince kesilmesiyle elde edilen dikiş malzemesi.

Keçe: Koyun yapağısından dövülerek ve sıkılarak dokuma işlevi yapılmadan elde edilen bir çeşit kaba kumaştır.

Telis: Bitkisel liflerden dokunmuş kaba örgülü kumaştır.

Berdi bıçağı: Ahşap saplı olup içe doğru eğimlidir, bıçağın kesen tarafı ise testere ağzına benzer.

Üdürgü: Orta Asya’dan beri günümüze kadar gelmiş eski bir delme aleti olup, günümüz matkaplarının ilkel şeklidir. İki parçadan oluşur. Birinci parçanın bir tarafı kıvrık olduğundan bastona benzer. Bu parçanın iki uçlarına bağlanmış iki santimetre kalınlığında deriden kayışı vardır. Bu parçaya kemane yayı denir. İkinci kısım ise, kemane yayı yardımıyla bir sağa bir sola dönerek delme işlemini yapan bölümdür. Bu kısmın ucunda demirden bir matkap ucu çakılıdır. Demir ucun çakıldığı ahşap bölümse, dört-beş santimetre çapında yaklaşık otuz santimetre boyunda silindire benzer. Bu silindir ise elle tutulan baş tarafı ve baştan bağımsız dönen gövde kısmı olmak üzere iki kısımdır. Ağaç tornacıları tarafından özel olarak imal edilirlerdi. Baş tarafı delme işlemi sırasında gövdeden ayrı döner. Elektrikle çalışan matkapların olmadığı dönemlerde, ahşabın delinmesi işinde kullanılırdı. Delme işlemi sırasında yayın ileri geri hareketinden dolayı adına “kemane üdürgü” denilmiştir.

Balmumu: Sicimin mumlama işleminde kullanılır. Mum, sicimi dış etkenlerden koruduğundan semerin dikişlerinin uzun ömürlü olmasını sağlar.

Keser: Bir tarafı bıçak gibi keskin arka tarafı düz olan, arka bölümden keskin tarafına doğru eğik, ortasında çivi sökmek için deliği bulunan çelikten yapılmış saplı bir alet.

Çuvaldız: Yaklaşık otuz ila kırk santimetre uzunluğunda oldukça büyük bir dikiş iğnesidir. “İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır.”deyimine konu olmuştur. Çuvaldız, demirciler tarafından üretilir.

Semerde kullanılan ahşaplar ise şunlardır: yan ağacı, parmak ağacı, ön kaş ağacı ve arka kaş ağaçları.

Semerci makası: 35-40 santimetre boyunda bir makas olup keçe ve deri kesmek için kullanılır. Demirciler tarafından semerciler için özel olarak yapılırdı.

Berdi dilimleme tarağı: 50, 20 ve 4cm ölçülerinde olan bir tahtası vardır. Tahtanın uzun kenarına ise yan yana uçları sivri bıçaklar çakılmıştır. Bu bıçaklara demetler halinde geçirilen bedriler, yukarıdan aşağıya yapılan hareketlerle dilimlenirler.

Semerci demiri: Boyu yaklaşık bir metredir. El tutulan sap bölümü ve uzunca bir gövdesi olup, ucu yarıktır. Bu yarık bölüme sıkıştırılan berdiler semerin elle ulaşılamayacak bölümlerine ulaşılmasını ve semere şekil verilmesini kolaylaştırır.

Keçi boynuzu: Boynuzun içine keçe parçaları sokulur. Bu keçeler zeytinyağıyla iyice yağlanır. Semerci ustası, semerin deri bölümünü dikerken çuvaldızını bu keçi boynuzuna sokarak yağlar. Çuvaldızın deriyi daha kolay delmesini sağlar.

Avuç demiri: Semeri dikerken çuvaldızın avuç içini yaralamadan itilmesine yarar. Sarı bakırdan dökülmüş yassı, ortasında çukur olan bir alettir. Terzilerin kullandığı, dikiş yüksüklerinin görevini yapar.

SEMERİN YAPILIŞI

Semerin gövdesi telisten dikilir ve mindere benzer. Gövdenin içine semerci tarağından geçirilerek dilimlenmiş berdiler yerleştirilir. Semerin şeklini oluşturan bölgelere berdi dilimlenmeden konur.

Sert olması bakımından dilimlenmez. İhtiyaç duyulan yerlere daha sonra “Semerci demiri” ile daha fazla berdi sokulur. Mindere benzeyen bu gövde, ortasından ikiye katlanır. Ön cepheden görünüşü “V” şeklindedir. Islatılarak yumuşatılmış teke derisi, oluşturulan bu gövdenin üzerine sicimle dikilir.

Semerin ahşap bir iskeleti vardır. Bu iskelet, yan ağacı, parmak ağacı, ön ve arka kaş ağaçları gibi parçalardan oluşur. Öncelikle parmak ağaçları ıslatılır ve mangal ateşinde ısıtılırlar.

Yumuşayan ağaçlar ortasından otuz derecelik bir açı yapacak şekilde eğilir ve bu şekilde kalmaları sağlanarak kurumaya bırakılır. Semerin ahşap iskeletinin sağlam olması için, sert ağaç cinsleri kullanılır.

Bu ahşap iskelet, deri ile kaplanmış gövdeye üst taraftan oturtulur ve iskeletin yan ağaçlarından semerin gövdesine sicimle sıkıca tutturulur. Daha sonra semer ters yatırılarak iç tarafının keçesi sırımla itina ile dikilerek semer tamamlanır.

EŞEK KAÇTI KÜRTÜN DÜŞTÜ

Semerin ahşap kullanmadan ve eşekler için yapılanına da kürtün (palan) denir. Kürtünün dilimizde “Eşek kaçtı kürtün düştü” deyiminde yer ettiğini hatırlayalım. Kürtünde, deri (teke derisi) kullanılmaz. Bunun yerine kıldan örülmüş kalın çadır bezi dikilir. İç tarafında ise yine semerde olduğu gibi keçe vardır. Dikişlerde sırım yerine balmumlu sicim kullanılır.

SEMERİN SÜSLENMESİ:

Bu iş için renkli keçeler yuvarlak şekillerde kesilir. Bu parçaların üzerine de mantarı çıkarılmış gazoz kapakları konularak semerin ön kaş tahtasına yan yana çakılır. Semerin ön dikişleri sırasında dikiş aralarına da mavi boncuklar sırıma geçirilmek suretiyle dikilir.

Daha sonraları piyasaya çıkan parlak kabara çivileri de semer süsleme işleminde kullanılmıştır.

BABAM DA SEMERCİYDİ…

Semerciler ölçü alırken terziler gibi mazura kullanmazlardı. Bunun yerine ya karışlarını ya da berdiye attıkları çentikleri ölçü olarak alırlardı. Semeri yapılacak hayvanın vücut ölçüleri böyle belirlenirdi.

İyi bir ustanın elinden çıkan semer hayvana kesinlikle zarar vermez, öyle ki hayvanın vücudunu yara yapan semer iyi dikilmemiş sayılırdı. Mesleğin püf noktası da buradaydı. Semerciler kendilerini hayvan terzileri olarak nitelerlerdi.

Burada, semerciler için anlatılan bir fıkrayı yazmadan da geçmeyelim.

“Semercinin semerlerinden memnun olmayan eşekler, semercinin değişmesini isterler çünkü sırtlarına konulan semerler onları yara bere içinde bırakmaktadır. Semerci değiştirilir. Yerine gelen semercinin yaptığı semerler de iyi değildir. Onun semerleri hayvanlara daha fazla zarar vermeye başlamıştır. Yeni bulunan semercinin de değişmesini eşekler hep bir ağızdan istemektedirler. Semerci ustası yine değiştirilir. Yeni gelen semerci de tüm eşeklere ‘gelen gideni aratır’ dedirtmektedir.”

HERKESİN TANIDIĞI SEMERCİ

Bütün eşekler şikâyet edip dururken içlerinden biri diğer eşeklere bir öneride bulunur ve der ki “Eşek kardeşlerim! Semerci ustalarına beddua edip duracağımıza eşek olmaktan kurtulmayı neden denemiyoruz?” Lakin babamın diktiği semeri kuşansalardı şikâyet edeceklerini hiç sanmıyorum.

Benim babam semerciydi. Okul çıkışlarında kalan zamanımı onun yanında çırak olarak geçirirdim. Dedem 1915’te Çanakkale savaşında şehit düştüğünde babam dört yaşındaymış. Babası olmadığından onu dayısı büyütmüş.

Okutmamış ama zamanın en iyi mesleği olan semerci yanına çırak olarak koymuş. “Semerci Şükrü” deyince, kentte yaşı ellinin üzerinde olan herkes onu tanırdı.

Yine babamın yanındayım. Berdilerini taraktan geçirip, yanına semerde kullanması için bırakıyorum. Babam da bu dilimlenmiş berdileri semerci demiri ile semere büyük bir gayretle tepmeye çalışıyor.

Babamın arkadaşlarından birkaçı “Kolay gelsin Şükrü Usta!” diyerek geldiler. Biraz babamla şakalaştıktan sonra da bana dönerek “Söyle bakalım, baban çullu mu, semerli mi?” diye sordular.

Yaşım küçük, semerin ne olduğunu biliyorum ama çulu bilmiyorum. Semer at ve eşeklerin üzerine konulduğundan insanlara yakıştıramadım. Cevap olarak da “çullu” dedim. Nasıl bir cevap vermişim ki bir kahkaha kopuverdi.

Neden sonra misafirler gittiklerinde babam çulun da bir çeşit semer olduğunu söylediğinde kahkahanın sebebini anlamıştım.










Google Plus'da paylaş

Serkan K Hakkında

ayrıca http://webportalim.farvista.net sitesinin de sahibidir. okumayı, gezmeyi, internet kulanmayı ve el sanatları ile uğraşmayı sever...

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Lütfen soru sormadan önce soracağınız konu ile ilgili olan yayınları okuyunuz...