Türk el sanatları ve hobiler - Unutulmuş eski el sanatları - Güzel sanatlar hakkında ansiklopedik bilgi kaynağı

Türk el sanatları ve hobiler - Unutulmuş eski el sanatları - Güzel sanatlar hakkında ansiklopedik bilgi kaynağı


Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Asa taşımak, Enbiyanın sünneti, müminin alametidir.) [Deylemi]



----------------------------------------------------------------------------------------------------------

Bastonlar genellikle ceviz ağacından, bazen kiraz ve vişne ağaçlarından yapılmaktadır. Damarlı ve sağlam oluşu, iyi cila tutması ve kalitesini yükseltmesinden dolayı ceviz tercih edilmektedir.






Biçilmiş halde alınan ham ağaç, 110 cm. boyunda, 6 cm. eninde ve 2.5 cm. genişliğinde kesilmektedir. Kafa/baş kısmında genellikle siyah ceviz ağacı, az da olsa kiraz ağacı da kullanılmaktadır. Boyu 5.5-6 cm. olan başa, her biri 7 mm. kalınlığında biçilen 5 parça üst üste plastik tutkalla yapıştırılmaktadır. Parçaların tamamı yapıştırıldığında kafa boyu 9.5-10 cm.'ye ulaşmaktadır. Bütün parçalar bir vida veya çivi çakılarak sağlamlaştırılmaktadır. Boynuz/kemik, rende ve törpü yardımıyla eğelenip düzeltildikten sonra, kafa kısmına tutkalla yapıştırılıp; çakılan çivinin gizlenmesi sağlanmaktadır.
Kemik, koç boynuzu veya manda boynuzundan elde edilmektedir. Manda boynuzu çok sert ve rengi siyah olduğundan pek tercih edilmemektedir. Koç boynuzu benekli, bazen siyah-beyaz veya sade beyaz olduğu, en önemlisi sedef görüntüsü verdiğinden dolayı Müşteri tercihinde de ön plana çıkmaktadır. Boynuz Erciş'ten kasap veya mezbahalardan, kilo hesabı alınmakta; bir boynuzdan 2-3 baston yapılabilmektedir. Genellikle hazır kalıp kullanılarak çizimler yapılmakta ve el testeresiyle kesilip, törpü ve eğe yardımıyla şekillendirilip cilalanmaktadır. Tornaya çekilen baston, gövdesinde üst ve alt kalınlık aynı olduğundan tercih edilmemekte; elle şekillendirilmektedir. Aşağı doğru incelen bastonun altına taban kemiği yapıştırılmaktadır. Taban kemiğinin yapıştırılacağı kısım iskarpile adı verilen aletle şekillendirilmektedir. Zımpara ile baston yüzeyine son düzeltme yapıldıktan sonra cilalanmaktadır.
Gomalağın ispirto içine konup eritilmesiyle hazırlanan cila, baston üzerine bir bez parçasıyla yedirilerek sürülmektedir. Daha doğal parlaklık sağlayan ve çok çabuk kuruyan bu cila 'cam cila' olarak adlandırılmaktadır.



ÖZELLİKLERİ
Baston üç özelliği üzerinde taşır.
a-Kullanabilirsiniz.
b-Hediye edebilirsiniz.
c-Koleksiyon yapabilirsiniz.(Duvarınıza asabilirsiniz)

Ayrıca yapılış itibariyle sağlam ve dayanıklı olduğundan ustasından çok yaşar. Bu yüzden antik özelliği de vardır.

NİTELİKLER
Baston zengin sap çeşidi ve gövde de iki gruba ayırdığımız zengin işleme süsleme sanatına sahiptir. Bunları sırasıyla tanımlayacak olursak:
Sap: Dört grupta toplanır.
1. grup : Ortapetik saplar.(Modern ortapetik ve Klasik Ortapetik.)
2. grup: Yuvarlak(Çengel) saplar (Takma ve kendinden çengelli )
3. grup: Asa saplar( Yuvarlak topuz ve çeşitli figürlerde yapılan kısa saplardır.)
4. grup: Figürlü saplar. ( Ustanın becerisine dayanan ve her çeşit hayvan kafası figürü ile donatılmış saplar.Ayrıca bu figürler diğer gruptaki saplara da uygulanır.)

Gövde: İki grupta işlenmektedir.
1. grup oyma şekiller:
a-Baklavalı.
b-Çoban çentiği.
c-Burmalı.
d-Yılanlı.
e-Çeşitli geometrik şekiller.

2. grup Bezeme (Kakma ) şekilleri.
a-Motif ve çiçek desenleri.
b-Tel ve sedef kakma

MALZEME TEMİNİ
Devrek Bastonu üç kısımdan oluşur.
1 SAP: Ceviz, Dış budak, Gürgen, Mağun, Çimşir, Kayın, Dut gibi sert ağaçlar yani sıra,gümüş bazen prinç gibi metal, manda boynuzu gibi kemik saplar kullanılır.Bu ağaçların önemli bir miktarı yöremiz ormanlarından temin edilir.
2.GÖVDE :  Baston ham maddesi ormanlarda yetişen ve kalitesi , yetiştiği bazı yörelere göre daha yüksek kızılcık ağacıdır. Kızılcık ağacı işlenebilirliği, sağlamlığı, sertliği oymaların her türlüsünü rahatça pürüzsüz ve çıtırdama yapmadan,yapıldığı içi renginin beyaz olması nedeniyle her türlü bezeme ve işleme yapıldığından çok zengin çeşitte oyma ve bezeme sanatı yapmamızı sağlayan harika bir dal ağaçtır. Bunun yanı sıra ak gürgen , kara elma ve çeşitli ağaçlarından bastonlar yapılmaktadır.
3 (Yere basan korumalık ) : Genelde manda boynuzundan takılır. Ama son yıllarda Gerede‘li Tarak ustalarının işlerini bırakması nedeniyle uç kısmına takacak, boynuz ucu , yeteri kadar ve kaliteli gelmediğinden Teknoloji Ürünü olan ve kullanılması rahat (Polyamit) isimli sert plastik takılmaktadır.

SAKLAMA (DEPOLAMA)
Baston yapılacak ağaçların mutlaka çok kuru olması gerekir. Sap yapılacak ağaçlar tahta halinde en az bir yıl. Gövde de kullanılacak kızılcık dal ağacının temini için her yıl tabiattan su çekildiğinde kesiciler tarafından ormanda halk dilinde deynek kesimi başlar. Ve bahar gelinceye kadar bu kesim sürer. Baston ustaları bu kesicilerden belli bir ücret karşılığı satın alır. Dışındaki kabuğu yer yer soyarak (Bundan amaç deyneğin hem çabuk kuruması ve hem de özünü kusarak ağacın beyaz kalması içindir.) bir yıl sonra kullanılmak üzere istiflenir.




Baston ustaları geçmişte bastonculuğu bir hobi veya bir ek iş belki de eşe dosta ihtiyaçtan dolayı yapmışlardır.
    Özünde çok eskilere dayanan kültürel bir geçmişi olan baston hep ince bir işçilikle yapılagelmiş ve önemli bir aksesuar olarak kültür mozaiğindeki yerini almıştır.



Hammadesinin tamamı ya da büyük bir bölümü ağaçtan imal edilen bu bastonlarda Yılan baş, Kurtbaş, atbaşı, Balıkbaşı,Kartal başı ve Arslan başı gibi motifler yer almaktadır. Baston ve asaların sap kısımları; gümüş, altın, kemik, sedef gibi malzemelerden, gövde kısımları ise gül, kiraz, abanoz, kızılcık, bambu, kamış vb. ağaçlardan yapılmaktadır. Günümüzde değişik biçim ve malzemeden yapılmış, sapları ve gövdesinde boya, metal işlemeli motifler, elle tutulan bölümünde birçok farklı materyal kullanılan değişik amaç için bastonlar yapılmaktadır. Bastonlara, yerli ve yabancı turistlerin özel bir ilgi göstermesi el sanatlarına olan ilginin yurtdışına da sıçraması Baston Ustalarını özel siparişler hazırlanma yoluna sevk etmiştir. İlimizde de baston yapımı, gelenek ve göreneklerine bağlı olmakla birlikte zamanın gerektirdiği tüm yeniliklere açık ve bu yeniliklere çok kısa zamanda uyum sağlayabilen bir yapıya dönüşmüştür.


Diğer Kaynaklar:

Bir kente geldiğinizde baston gibi özel bir el sanatının nabız atışları hissediliyorsa vardığınız yer için gözü kapalı olarak diyebilirsiniz ki, ben Devrek’teyim! Kentin girişine konulan dev baston heykeli fikir veremiyorsa, Belediye Meydanı’nda üzerine kuşların konup kalktığı baston ustası heykeliyle onun hemen yanında yükselen ikinci büyük baston heykelini ve karşısında yer alan Baston Sarayı’nın içindeki kursiyer baston öğrencisi kadınları gördükten sonra iyice emin olabilirsiniz: Burası bastonculuğun merkezidir!
Devrek’in güzelim çarşısı insanda zaman tüneline girmiş hissi uyandırıyor. Büyük kentlerin gündelik yaşamından silineli on yıllar olmuş pek çok ev eşyası ve el aleti satan dükkân hemen kendini gösteriyor. Ancak bizim burada bulunma sebebimiz ise elbette baston ve bastoncular… Bu yüzden öncelikle Bastoncular Çarşısı’nı, sonra Devrek’in küçük, dar sokaklarında köşeler ve kavislerle labirentler oluşturan merkezine dağılmış baston mağazalarını, atölyelerini ve dükkânlarını geziyoruz.
Nerede eski Devrek Bastonu…Kökleri çok eski dönemlere dayanan el yapımı baston imalatının Devrekli imalatçılarının en eskisi olduğunu söyleyen dürüst ustalar, markaları ile ilgili olarak tarih verirlerken ağız birliği etmişçesine “1980’den sonraki” yılları işaretliyorlar.
Peki, bu durumda 1800’lü yıllara dayanan Devrek Bastonculuğunu nerede bulacağız?
İlçedeki uzun çalışma sırasında bu işin sırrı ortaya çıkıyor. Devrek’te bastonculuk için hayati öneme sahip bir dar boğaz dönemi yaşanmış olduğu belli oluyor. Öyle bir dönem gelmiş ki, Devrek’te “sadece baston yaparak” yaşamını idame ettiren baston ustası kalmamış ama artık o kara günler çok gerilerde kalmış. Devrek’te bugün kayıtlı olarak baston imalatı yapan 20 dükkân ve atölyede 100’ü aşkın sanatkâr çalışıyor. Evlerinde kendi halinde baston yapıp eşe dosta satanlar ve hediye edenlerle birlikte hatırı sayılır bir bastoncu kitlesi yetişmiş bulunuyor.
Bunların arasında el sanatları açısından “umut olan” gençlerin sayısı da az değil.

Işık Bastonculuk Atölyesi’nde tanışıp konuştuğumuz 1981 doğumlu Umut Sarı, Devrek Endüstri Meslek Lisesi Mobilya Dekorasyon Bölümü’nü bitirip mesleğe dahil olurken yaşadıklarını şöyle anlatıyor:
-Okuldayken Bastoncu Birol ağabeyin yanına gidip çalışıyordum. Baktım bu iş güzel, para da kazanılıyor. Bu işten anlayan büyüklerim bana ‘Sen bastonculuk işinde ilerlemek istiyorsan Tansel (Işık) Usta’nın yanına git’ dediler. Geldim kendimi tanıttım. Hemen işe başladım. Usta, babasından öğrendiklerini bana da öğretiyor. Her şeyini el emeğiyle yaptığım bastonların yanına kendi tasarımım olanları da ekleyebiliyorum. Ustam bu konuda beni yüreklendiriyor. Devrek’e lâyık bir usta olmak için kendimi hazırlıyorum.



Devrek Bastonu doğuyorŞöhreti ülke sınırlarını aşan Devrek Bastonu’nun ilk olarak ne zaman ve kim tarafından imal edildiğine ilişkin kesinleşmiş bir ortak görüş bulunmuyor. Birbirinden ayrı kişiler tarafından dile getirilen ve kaleme alınan verilere göre itirazsız kabul gören isimlerin başında Ali Ziya Salman geliyor. Büyükbabasıyla aynı ismi taşıyan torun Salman’a göre 1869’da Devrek’te dünyaya gelen Ali Ziya Bey, 7 yaşındayken halasının yanına İstanbul’a gidiyor. Tophane Sanayi İdadisi’nin Marangozluk Bölümü’ne 1876 yılında kaydoluyor. Ali Ziya’nın, Yıldız Sarayı’nın marangozları arasına girmesi Padişah II. Abdülhamit’e çekmece kolları ve kilitleri olmayan bir konsol yapması sayesinde oluyor. Kendisi de iyi bir ahşap ustası olan II. Abdülhamit konsol çekmecelerini açamayınca hışımla gürlüyor:
-Tez vakitte bu mereti yapan ustayı bulup getirin bana!
Devrekli genç usta Ali Ziya, Sultan’ın huzura çıktığında heyecan içinde maharetini gösterir:
-İşte Sultanım, şu düğmeye dokunca çekmecelerin kilitleri kendiliğinden açılır!
Ahşap oymalı desenlerin içine yerleştirdiği gizli minik kol, Padişahın ilgisini çeker. Devrekli genç ustayı saraya alıp, ödüllendirir. Ali Ziya Usta -birbirine zıt iki teze dayalı olarak- Mısır’a gider. Ali Ziya’nın Mısır’a gitmesi önemlidir çünkü Mısır’dan döndüğünde Devrek’te baston yapmaya başlayacaktır. Bazı araştırmacılar Ali Ziya’nın Mısır’da İngilizlere esir düşüp baston yapımını orada öğrendiğini “ciddi bir tez” olarak ortaya atıyorlar. Devrek Baston Tarihi adlı kapsamlı bir çalışma yapan Devrek Bastoncular Derneği eski Başkanı Raşit Korum, Ömür Çelikdönmez ve Ömer Yılmaz ise bu görüşe şiddetle karşı çıkarak, “Ali Ziya Mısır’dan 5 Aralık 1908’de Devrek’e döndü. Oysa 1892 tarihli Kastamonu Salnamesi’nin el sanatları bölümünde şu bilgiler yer alıyor: ‘Devrek kasabasında ceviz ağacından yapılan sandık, masa, konsol, sigara ağızlığı ve baston gibi şeylerin memnuniyet verici şekilde olup, Devrek sanayisini ilerletecek niteliktedir’.”
O halde Devrek’in en eski baston ustası kim olabilir?  Korum ve Çelikdönmez’e göre 1849’da Devrek’te dünyaya gelen, Ali Ziya’nın da saraya alınmasına önayak olan Devrekli hemşerisi Hacı Bekir Efendi’dir.
Devrek Bastonu’na yeniden hayat verenler arasında özel bir yeri bulunan Münteka Çelebi ise, yakınlarına, kendisiyle söyleşi yapan gazetecilere ve bilimsel çalışma sürdüren üniversite görevlisi akademisyenlere baston ustalarını şöyle anlatıyor:
-Devrekli Andon Usta ünü Devrek sınırlarını aşan gümüş işlemeli bastonlar yapardı!
Ermeni ve Rum Cemaatlerinin dini önderlerinin asalarının da Devrek’te yapıldığı, saplarının gümüşle kaplandığı ve bunların hepsinin de Devrekli ustaların elinden çıktığı o yıllardaki kayıtlarda belirtiliyordu.
El sanatlarının başka alanlarında da görüleceği üzere Anadolu’da maharetli ustaların pek çoğu gayrimüslimler arasından çıkıyordu. Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası’nın belgelerine göre 1916 yılına ait kayıt defterlerinde meslek sahibi gayrimüslim tebaadan şu isimler yer alıyordu: Meyhaneci Devrekli Manukoğlu Artin, Meyhaneci Devrekli Markaroğlu Apostol, Berber Devrekli Tatyosoğullarından Tekfur, Seyyar Satıcı Devrekli Bogosoğlu Oskar.
Devrekli Türk ustaların baston imalatında sürece dahil olmaları ancak 1. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele sonrasına denk gelmektedir. Devrek’te bastonculukla ilgilenen bütün ustaların ve bu alanda çalışma yapan araştırmacıların haklarını teslim ettikleri meslek büyükleri sıralaması değişmiyor: Hacı Bekir Efendi, Ali Ziya Salman, Hakkı Usta, Hasan Salman, Ahmet Usta, Abdülaziz Salman, Abdullah Karagöz ve A. Baki Bastoncu.


Cumhuriyet döneminde bastonBastonculuk, Cumhuriyet’in ilanından sonra ülke genelinde sesi soluğu duyulmadan Devrek’te gelişmeye devam eder. İlk olarak 1933 yılında Zonguldak’ta düzenlenen Tasarruf ve Yerli Malları Haftası’na Devrekli bastoncu Abdülaziz Salman da davet edilir. Bu sayede Devrek Bastonları toplu olarak ilk kez ilçe dışında teşhir imkânına kavuşur. Aradan üç yıl geçer ve Abdülaziz Usta, 9 Eylül 1936’da Kültür Park’taki yerinde ilk kez açılan İzmir Fuarı’na davet edilir. Devrek Bastonu bu sayede yabancı ülkelerin temsilcilerinin de katıldığı uluslararası bir organizasyonda ilk kez sergilenir.
II. Dünya Savaşı yıllarında (1939-1945) Devrek’te baston, duraklama devrine giriyor. O yıllarda askere giden gençler üç yılı aşkın süre silah altında kaldığından çalışan nüfusun önemli bölümü üretim dışında istihdam ediliyordu. Savaşın sonunda Devrek’te baston imalatı sadece iki dükkânda devam ediyor.  Abdülaziz Salman Usta ile Abdulah Karagöz Usta bu dar boğazı ikili gayretleriyle aşmaya çalışırlar.
Bastonun iyisi kızılcık ağacından olurDevrek Bastonu esas şöhretini, ince, zarif, dayanıklı olma özelliklerini bağrında toplayan hammaddesi kızılcık ağacından alıyor. İşlenmesi zor, yıllarca kullanılabilen sağlamlığı yanında diğer ağaçlara göre az bulunur olması da kızılcık ağacına olan ilgiyi artırıyordu. Kızılcık ağacı yanında dünyada 150 farklı türü bulunan ve gitar sapı olarak da kullanılan akçaağaç, akgürgen (kayın ağacı), ceviz, çam, gül, döngel (muşmula), çınar, fındık, meşe, kiraz ve porsuk ağaçları da bastona hayat veren alt yapıyı oluşturuyorlar.
Devrek’te bastonun atası olarak keten eğirme çıkrıkçılığı gösteriliyor. Onunla birlikte manda boynuzundan yapılan iki ucu siyah, ortası beyaz çubuk şeklindeki ağızlıklarla hüner kazanan usta eller bir adım öteye geçmekte zorlanmıyorlar. Devrek Bastonlarının ayırt edici özelliklerinden biri de baston ile baston sapının farklı malzemelerden yapılıyor olmasıydı. Baston sapı, manda boynuzundan olabildiği gibi daha özel imalatlarda ceylan, dağ keçisi bacağı da konulabiliyordu. Eski yıllara ait bu yapım teknikleri bugün çevreci bir bakış açısıyla tamamen terkedilmiş bulunuyor. Devrekli hiçbir usta keçi bacaklı bir baston siparişi kabul etmiyor. Bastonlar sapları bakımından da üçe ayrılıyor: Takma saplı olanlar, kendinden saplı olanlar ve şişli saplı olanlar. Baston imalatının ağırlığı el emeğine dayalıdır. Bu yüzden de değerini korumaktadır. Baston ustalarının kullandığı araçlar arasında, el testeresi, keski, çivi, çekiç, eğe, zımpara kâğıdı, matkap, freze aleti, divit, divit ucu, yakma makinesi, fırça, dişçi frezesi ilk akla gelenleri oluşturuyor.
Baston gövdesi üzerine uygulanacak işçilikte sedef, kemik, boynuz, değişik metaller, tel, boya, tutkal, mürekkep, kezzap ve vernik ağırlıklı olarak yer alıyor. Üzerindeki el emeği arttıkça bastonun değeri katlanıyor.


Baston işte böyle yapılır!Bir Devrek Bastonu imal edebilmek için neler yapılması gerektiğini, bu havalinin en sevilen insanlarından biri olan Fehmi Işık’ın oğlu Tansel Işık sırayla anlatıyor. Önce kesilen ham ağaçların, özel fırınlarda ısıtılarak düz hale gelmesi temin ediliyor. Buna “fırınlama” deniliyor. Sonra “tornalama” bölümüne geçiliyor. Bastonun sap takılacak kısmı, işleme yapılacak gövdesi ve uç monte edilecek sivri bölümü hazırlanıyor.
Bastonu gösteren elbette gövdesi olacaktır. O yüzden gövde üzerinde açılan faturalar sayesinde işlenecek desen markalanarak özenle yerleştirilir. Buradaki ölçü dededen-babadan kalma şaşmaz bir bölge ayrıcalığıdır: Göz kararı en önemli ölçü birimidir! Desenlerin işlenmesinde ise hünerli ellerin dansı başlar. Bastonda her aşama el emeği ile göz nuru arasındaki kutsal aralıktan geçer.
Her işlemeye uygun bir sap modeli var. Hangi bastona hangi sap takılacağına usta karar verir. Seçim Devrekli ustanın sanatına emanet edilmiştir. Sap üzerine “kavela” delikleri delindikten sonra, baston gövdesindeki erkek uç, sapa açılmış olan yuvaya tutkallanmış olarak yerleştirilir. Bastonların uç kısımlarına eskiden manda boynuzundan elde edilen küçük parçalar takılıyordu. Artık eskisi kadar manda bulunamadığından ve kimya sektörü bu alandaki açığı fazlasıyla kapattığından polyamit yerleştiriliyor.
Bu işlem de bitince sistire ve zımparalama yapılarak oyma ve törpü izleri tamamen temizleniyor. Renklendirme ve boyama saf nitrik asitle yakılarak tamamlanınca süslemeler için yakı kalemleri kullanılarak vernikleme aşamasına geçilir. Ve artık Devrek Bastonu vitrine çıkabilir.

Bastonun ikinci miladı 1984 Festivali Devrek Bastonu için savaş yılları dışında en kötü dönem, 1970’li yıllar kabul ediliyor. Çünkü ilçede bir tek Hüseyin Salman Usta kalmıştı. Sanatçılara özgü kıvamında aksiliği olan Hüseyin Usta, evinin altında keyfe keder haftada bir iki baston yapıyor. Kendisi eskiden gerçek bir baston ustasıyken 1955’te mesleğini bırakıp PTT’de memur olarak devlet garantisi altında yaşamını sürdürüyor. Eh kimsenin söyleyecek sözü olamaz her halde? Çünkü baston karın doyurmuyor. 1975’te Hüseyin Usta emekli olup da arkasına yaslanınca sanat damarı kabarıyor. Evinin altına küçük bir atölye kurup ilçenin armağan ihtiyacına yanıt veriyor.

Tansel Işık bu noktada Devreklilerin bir özelliklerini ifşa ediyor:
-Devrek’ten doktora giden, askerdeyken izine gelen buradan bir baston almadan yola çıkmaz.
Belki de Devreklilerin bu hatırşinaslığı sayesinde baston imalatı tamamen bitmiyor. Ama ciddi bir iş olarak da görülecek durumdan hayli uzaklaşıyor. Sadece Hüseyin Salman Usta’nın gayretiyle, incecik bir patika haline gelen geleneksel Devrek Bastonculuğu, Devrek’in hayırlı evladı olarak anılan Veysel Atasoy’un uğurlu elini bu koşullarda bekliyordu. 12 Eylül sonrasında yapılan ilk genel seçimlerde (1983) Zonguldak milletvekili olarak parlamentoya giren ANAP kurucusu Veysel Atasoy, 1984 yılında Devrek Baston ve Güreş Festivali’nin düzenlenmesi için devlet elini ilçeye uzatıyor. Atasoy o dönemde Turgut Özal kabinesinde (TC 45. Hükümet)  Ulaştırma Bakanı olarak görev yapıyordu.
1984 Mart’ındaki yerel seçimlerde Sadık Hamarat ANAP’tan Devrek Belediye Başkanı seçilince bastonculukla Devrek arasındaki kültürel köprü için kolları sıvıyor. 6 Mayıs 1984’te “1. Devrek Baston Festivali” düzenleniyor. Ama etkinlik Bolu’nun doğa cenneti Yedi Göller’de yapılıyor.


Devrek, baston ve Raşit Korum Devrek Bastonu denilince akla gelen isimlerin başında Raşit Korum yer alır. Uzun yıllar Devrek Bastoncular Derneği Başkanı olarak görev yapan Korum’un, ilçeleriyle baston arasındaki sanatsal bağı güçlendirmek için günün yirmi dört saati çalıştığını bütün Devrek yakından biliyor. Raşit Korum’un eski mesleği terzilik olmasına karşın, bastonun yeniden yükselişe geçtiği yıllarda üniversiteleri devreye sokarak bilimsel tezler hazırlanmasına ön ayak oldu. Sonra dünyanın en küçük bastonunu (6,5 cm) ardından da dünyanın en büyük bastonunu (7,52 metre) yaparak Guinness Rekorlar Kitabı’na Devrek’in adını yazdırdı. 3 Mart 1946 Devrek doğumlu olan Raşit Korum, 1958’de İsmail Güner Usta’nın yanında terziliğe başladı. 1968’de kendi dükkânını açtı. 1979’a kadar terziliğe devam etti. Üç yıl Devrek Terziler Derneği Başkanlığı yaptıktan sonra 1988’de bastona transfer oldu. 21 Haziran 1995’de Devrek Bastoncular Derneği’ni kurdu ve ilk başkanı oldu. 1970’de Aysel Kuyubaşı ile evlendi. Çocukları Ayşegül, Bülent, Tülay, Cemile ve Ayfer’in gelişleriyle aile genişledi. Raşit Usta’nın çocuklarından Ayşegül bugün, Devrekli kadınlara baston yapımı kursları vererek onlara meslek kazandırıyor. Bülent ise babasından devraldığı bastonculuk mesleğini başarıyla sürdürerek geleneksel el sanatlarının doğru damarı olan babadan-oğla meslek aktarmanın örneğini veriyor. Devrek Bastonu artık güvenilir yatağında yoluna devam ediyor.
Beykoz Dereseki Bastonu   Baston yapımının bir başka merkezi de İstanbul’un Beykoz ilçesine bağlı Dereseki Köyü. Baston üzerine yapılmış araştırmalarda Beykoz’un ve Dereseki’nin adı sıklıkla yer alıyor. Buna karşın Dereseki Köyü’nde yaygın bir bastonculuğun izleri yok.
Tek usta olarak Erol Akarsu’dan söz edilebilir. Çevrede “Tere Erol” adıyla tanınan bu sempatik adam, çocukluk yıllarında, okul öncesi dönemde bastoncularda çıraklık yapmış. 1943 doğumlu Tere Erol’un bu el sanatıyla tanıştığı yıllarda (1950’ler) Beykoz’da ciddi bir baston imalatı yapıldığını kendisi anlatıyor. Dereseki’ye komşu Akbaba Köyü’ndeki bastoncularla birlikte bölgede yirmiden fazla ustanın bulunduğunu söylüyor. Ağırlıklı olarak kestane ağacından ve kendinden kıvrık saplı olarak tasarlanan bastonlar, pazar yerlerinde, köylerde satılıyormuş. Sonra orman işçiliği eski cazibesini yitirip de gençler başka iş alanlarına kayınca bastonculuk da yavaşlayan bir tempo ile sona ermiş.
Erol Usta da gençlik yıllarını baston imalatıyla değil de profesyonel taksi şoförlüğüyle geçiriyor. Hayli renkli bir yaşam düzeyi yakaladığından ağır emek isteyen baston yapımı aklına bile gelmiyor.Ellili yaşlarına vardığında direksiyondaki hızı biraz kesilip de Dereseki’deki evinin bahçesine oturduğu zaman gözü, bahçesinden başlayan kestane ormanlarına takılıyor:
-Biz bir zamanlar bu köyde ne güzel bastonlar yapardık!


Sağlam çelikten çakısını alıp gözüne kestirdiği bir kızılcık ağacıyla oynamaya başlıyor. Sadece efkâr dağıtmak için… Sonra bir bakıyor ki, ortaya eski zamanlardaki baston çıkmış. Seviyor bu yeni ürünü… “Ben bunu yaparım.” diye eski alet kutusunu çıkarıyor, evin bodrumundan. Kendi elleriyle küçük atölyesini kuruyor. Eski gelenek Tere Erol’un küçük atölyesinde tomurcuk olup patlıyor. Yavaş yavaş Erol’un bastonları kendinden söz ettirmeye başlıyor. National Geographic Dergisi kendisine yer veriyor sayfalarında. Sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde mezuniyet tezi haline geliyor onun ürettiği bastonlar. 2007’de de Türkiye’nin ilk belgesel kanalı İZTV “Beykozlu Baston Ustası” adıyla Tere Erol’un belgeselini yapıp, yayınlıyor.
Erol Usta, kendi modellerini kendisi yapıyor. Geleneksel stilde çalışıyor. Üretim sürecinde hiç makine kullanmıyor, öyle ki, yapacağı bastonların ağaçlarını bile çelik çakısıyla kendisi kesiyor. Erol Usta, az sayıda bastonla butik ürünler vermekten yana bir çizgi izliyor. Zaten bastonlarını alıp pazarlamak isteyenlere de teslim etmiyor:
-Ben bastonlarımı herkese emanet edemem! Baston isteyen gelsin Dereseki’ye görsün kim yapıyor, nasıl yapıyor? Ondan sonra beğenirse alsın, alın terini görsün istiyorum. Bu bastonu taşırlarken yere dayamaya kıyamasınlar… Haksız mıyım? Çok uğraşıyorum ama severek yapıyorum. Zaten hiçbir el sanatı sevmeden yapılamaz..
Erol Usta, bastonlarını bez torbalar içinde hazine gibi saklıyor. Bir müşteri geldiğinde o torbalarını özenle açıp, bastonlarını teker teker diziyor. Torbaya elini daldırıp baston çekmek falan yok, bekleyeceksiniz. Erol Usta kendine özgü hareketleriyle ve hikâyeleriyle onları çıkartıp takdim edecek. Bastonlarını beğenip, yüklüce karşılığını verirlerken onun yüzüne buruk bir hava oturacak. Ayrılık acısıdır bunun adı. Sanki imal ettiği bastonu değil de gelinlik kızını yolluyor havasına giriyor. Eğer gelen misafir onun el sanatına karşı gerekli özeni göstermeyip de market müşterisi gibi davranışlar sergilerse Erol Usta, bastonlarını toplayıp torbasına doldurur, ağızlarını büzüp, kendi ağzını açar:
-Baston yok! Buyurun çayımızı, kahvemizi için ama size satılacak bastonum yok!
Neden böyle davrandığını soranlara karşı savunması da meslek ahlâkı çerçevesindedir:


-Biz kendimiz için değil, el sanatımız için saygı istiyoruz. El sanatına gerekli saygıyı göstermeyene biz de sanatımızı göstermeyiz, haksız mıyız?
Erol Usta tek kişidir, son bastoncudur ama konu el sanatına gelince köyün geçmişindeki bütün uğurlu elleri hayırla anarak konuya dahil eder. Erol Akarsu en az bastonları kadar ilgi çekici bir kişiliktir.
Bastonun öteki ucu AhlatGeleneksel Anadolu sanatları içinde el yapımı baston imalatı yapılan üçüncü merkez olarak Bitlis’e bağlı Ahlat geliyor. Bir zaman bu güzel ilçede son derece özenli, değişik ve Ahlat işi denilebilecek bastonlar yapıldığı biliniyor.
Son yıllarda diğer baston bölgelerinde olduğu gibi Ahlat’ta da bu alanda bir gerileme görülüyor. Sanat, özel gayretlerle varlığını koruma yolunda ilerliyor. Sayısal olarak baston ustaları azalsa da Ahlat Bastonu için umut devam ediyor. Çünkü ilçede dalın bayrağını yükselten Bilâl Karabulak 1980 doğumlu genç bir sanatkâr olarak öne çıkıyor. Bilâl, 6 yaşından itibaren baston soyup, işleme, süsleme yapabiliyor. Ayrıca yaşıyla orantılı olmayan başarıları da var. İki yıl önce 2.30 metre boyunda ceviz ağacından dev bir bastonu üretip, Devrekli Raşit Korum ağabeyinin peşinden rekorlar kitabı için adımlarını sıklaştırmış bulunuyor.

Ahlat Bastonu’nun geleceği, genç usta Bilal Karabulak’ın kararlı ellerinde umut veriyor.
Çoban ÇentiğiBaston imalatında ayrı bir yeri bulunan Çoban Çentiği modeli için sanatkâr ile doğanın el ele verip sabırla beklemeleri gerekiyor. Çünkü bir Çoban Çentiği Baston için, baston olacak kızılcık ağacının üzerinden üç kış, üç yaz geçmesi gerekiyor. Bunların arasına üçer ilkbahar ve sonbaharı da eklemeyi ihmal etmemeli.
Çoban Çentiği Bastonun sırrı, canı sıkılan çobanın hayvanları otlatırken bir yandan ıslık çalıp bir yandan da çakısıyla, yanı başındaki kızılcık dalına çentikler atmasıyla başlıyor. Zaman geçince üzeri çakı izleriyle yaralanıp berelenen kızılcık, kendini onarmak için var gücüyle çalışıyor. Bıçak yaralarının üzerlerinde kendiliğinden kabarık desenler oluşmaya başlıyor. Bir çoban bu dalı kesip, getirdiğinde bastoncunun gözleri açılıyor. Yaralı kızılcık ağacını bir süre beklettikten sonra özenle soyup, bir güzel işliyor. Ortaya çıkan modele de Çoban Çentiği deniliyor. Bu modeli ilk olarak kimin yaptığı bilinmiyor. Modelist çobanın adı yok ama çentikli baston alıp yürüyor. Daha sonra çobanlar bastona uygun olabilecek kızılcıkları gözlerine kestirip çentikliyorlar. Artık ormanların gizli saklı yerlerinde böyle çentikli kızılcıklar aramak, bulmak ayrı bir iş haline geliyor. Maden değerinden işlem görüyor. Çünkü bir çobanın çentik attığı ağacı bir başka çoban kesebiliyor. Bu tamamen bir kısmet işi haline geliyor. Bu yüzden Çoban Çentiği Bastonlar değerli ve bulunması zor olan ürünler halini alıyor.










Google Plus'da paylaş

Serkan K Hakkında

ayrıca http://webportalim.farvista.net sitesinin de sahibidir. okumayı, gezmeyi, internet kulanmayı ve el sanatları ile uğraşmayı sever...

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Lütfen soru sormadan önce soracağınız konu ile ilgili olan yayınları okuyunuz...