Türk el sanatları ve hobiler - Unutulmuş eski el sanatları - Güzel sanatlar hakkında ansiklopedik bilgi kaynağı

Türk el sanatları ve hobiler - Unutulmuş eski el sanatları - Güzel sanatlar hakkında ansiklopedik bilgi kaynağı

Nalın nedir?

Özel durumlarda giyilen, vücudun statik elektriğini alan  bir çift tahtadan ayakkabı. Türk işleme sanatıyla birleşmiş süslü, altın, gümüş işlemeli, sedef kakmalı, incili boncuklu, çeşit çeşit desenleriyle ustasının elinde süslenen, eskiden  her gelinin çeyizinde mutlaka bulunan(yöresel) tahta ayakkabı.

Nalın düz zeminler; taş, ıslak veya çamurlu yerlerde, genelde abdesthane, hamam ve banyolarda, eski ocak başlarında(mutfak) giyilen, üstten tasmalı bir tür tahta ayakkabı. Nalın, Arapça“nal” ayakkabı, ve “naleyn” bir çift ayakkabı, manasına gelen kelimeden türemedir. Türkçede “nalin” şeklinde söylendiği gibi “nalın” olarak da kullanılmaktadır. Nalın, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde, günlük hayatta geniş ölçüde kullanılırdı. On dokuzuncu yüzyılın sonlarına kadar nalın yapımı, Özellikle İstanbul'da bir meslek ve sanat dalı haline gelmişti. Günümüzde bu mesleği ancak çok az sayıda yöresel ustaların devam ettirdiğini ve gün geçtikçe bu sağlıklı ürünün ancak tarih sayfalarında kaldığını/kalacağını görüyoruz.


Altın işlemeli Nalın - Takunya


NALIN NASIL YAPILIR?


Nalın yapılacak ağaçlar hızarlarda biçilir. Hızara götürülen kerestelerin kuru olması gerekmektedir.
Kerestelerin bir çift nalın (ayak numarasına göre) çıkacak şekilde boylamaları yapılır. Bir çift nalının et kalınlığı ne kadar olacaksa o yükseklikte ve kalınlıkta keresteler boylanır. Sonra dikdörtgen prizma şeklinde kesilen keresteler ortalarından kesilerek ikiye ayrılırlar. Bu işlemle her tek “nalın”ın aynı dokulu (ağacın kendine has damarı vardır) çıkışı sağlanır. Hızarın olmadığı dönemlerde bütün bu işlemler tümüyle “nalıncı keseri” ile yapılırdı. Ağaç tamamen bu keserle şekillendirilip yontulurdu. Sonraları hızarlarda belli kalıplarda kesilen ağaçlar yine nalıncı keseri ile rötuşlanarak takunya haline getirilirdi.

Nalın - Takunya ustası ve dükkanı


Daha sonra nalıncı keseri ile yontma işlemine geçilir. “Nalıncı keseri gibi hep kendine yontar” deyimi de bu keserin yapısından ve yaptığı işlevden, ustanın ağacı kendine doğru yontarak şekil vermesinden kaynaklanmaktadır. Nalıncı keserinin sapı ile ağzı arasındaki açı dardır. Bu nedenle normal keserlere göre sapları da daha uzun olur. Kütük üzerinde takunyalara şekil verilirken keserin kopardığı yongaların hepsi dağılmadan takunyacının kucağına dolar. Bu nedenledir ki “hep kendine yontar” sözü doğmuştur ve doğrudur da. Uzun bir uğraştan sonra şekillenen nalının zımpara işine geçilir. Sonra boyama işlemi yapılır. Kırmızı en çok kullanılan boya rengidir.

Verniklenerek parlatılan nalınlar satılmak üzere raflardaki yerlerini alırlar. Nalın almaya gelen kadınlar ve kızlar ayaklarının ölçülerine göre nalınlarını seçerler.

Nalıncı, nalınların üst tasmalarını müşterisinin ayak ölçüsüne göre hemen oracıkta özel takunya çivisi ile (siyah ve geniş başlı bir çividir) çakarak verir.

Nalınların tasmalarının inci süslemeli olanı olduğu gibi kamyon lastiğinin keten bölümünün ince dilimler halinde kesilerek yapılanı da, kösele olanı da vardır.

Takunya ayağa giyildiğinde tasmanın çivi başından çıkmaması için lastikten kesilen küçük parçalar kullanılırdı. Böylece tasmanın çivi başını zorlayarak çıkması engellenirdi.

Gaziantep’in eski kesme taştan yapılmış evlerinin dar dehlizlerinde kadınların, genç kızların ve çocukların takunyaları ayak tabanına değdikçe “şıp şıp” diye ses çıkartarak sokak aralarında yankılanırdı. Bu sesleri şimdi bile duyar gibiyim. Çocuklar büyüklerinin nalınlarını giymeyi pek severlerdi. Bakkala giderlerken ayaklarına bol gelen tasma yüzünden zor yürürlerdi. Öyle ki, bazen tasmaları kopar nalının bir teki ellerinde gelirlerdi. Evde nalıncı çivisi olmadığından herhangi bir çivi ile tasma tekrar çakılır, büyük gelen çivinin başını eğerek tasmanın tekrar çıkması engellenirdi. Tabii bu arada çocuğun bir güzel azarlanması da kaçınılmazdı.


Nalıncı dükkanı

NALININ VE NALINCILIĞIN TARİHTEKİ YERİ

Rehber Ansiklopedisinde nalıncılığın tarihteki yeriyle ilgili olarak şu bilgilere yer verilmiş:

“Nalın, Arapça’da ayakkabı anlamına gelen ‘nal’ ve bir çift ayakabı anlamına gelen “naleyn” kelimelerinden türemedir. Türkçede ‘nalin’ şeklinde söylendiği gibi ‘nalın’ olarak da kullanılmaktadır.”

Nalın, Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde, günlük hayatta geniş ölçüde kullanılırdı. XIX. yüzyılın sonlarına kadar nalın yapımı, özellikle İstanbul’da bir meslek ve sanat dalı haline gelmişti. Hususi nalıncı ustaları ve pazarları mevcuttu. Gene bu asırlarda berber çıraklarının, ayakları çıplak olarak, kendilerine has nalınlarını dükkanlarında giyme mecburiyetleri vardı.

Osmanlı hamamlarında, müşteri nalınlarıyla, hamam tellaklarının nalınları ayrı yapıda idi. Hatta nalınların kullanıldıkları hamamları ve buna benzer yerleri belirtmek için nalınlara beyitler bile yazılırdı. Türk insanı nalınlara beyit yazar da mani yazmaz mı? İşte onlardan bir kaçı:

Ayağında nalını

Gelir salını salını

Yürümene değişmem

Alsam dünya malını.

Ayağımın nalını,

Eğdim kiraz dalını,

Zengin olsan ne yazar

Köpek yesin varını.

Nalını tıkır tıkır

Gülüşü fıkır fıkır

Gelişi güzel ama

Gidişi ölümden beter.

Eskiden fırın, abdestlik, ocaklık (mutfak) vb. gibi yerlerin temiz tutulması ve temizlenmesi için de özel nalınlar giyilirdi.



Sedef kakmalı takunya

Gümüş işlemeli takunya- nalın

işlemeli nalın-takunya

işlemeli nalın-takunya

işlemeli nalın-takunya

işlemeli nalın-takunya


Abdesthaneler de çok kullanılan eski takunya






Google Plus'da paylaş

Serkan K Hakkında

ayrıca http://webportalim.farvista.net sitesinin de sahibidir. okumayı, gezmeyi, internet kulanmayı ve el sanatları ile uğraşmayı sever...

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönder

Lütfen soru sormadan önce soracağınız konu ile ilgili olan yayınları okuyunuz...