Çadırcılık


TARİHİ OSMANLI ÇADIRLARI VE ÖZELLİKLERİ



Otağ-ı Asafi, Paşa Çadırı, Divan Çadırı
Vezirlere mahsus çadırdır. Çok geniş bir alana oturtulmuş birkaç direkli, padişah çadırları gibi içi, dışı nakışlı sayebanlar ile süslü duvar ve tavanları iki kat kumaştan yapılmış, pencereleri ve perdeleri bulunan muhteşem bir çadırdır.



Etrafı çadır bezinden yapılmış bir perde ile örtülerek içeri girilmesi hatta görülmesi yasak olan bir meydan halindedir. Bu çadırda sadrazam ve sardar-ı ekremler (başkumandanlar) toplantı yaparlar, resmi kabulde bulunurlar. Savaş görüşmelerinin planlan burada yapılır, ziyafetler burada verilir, devlet adamları burada kabul edilirdi. Bu çadır, ara bir çadırla padişah çadırına bağıntılı olurdu.

Halvet Çadırı

Sadrazamın şahsına mahsus olup, bu çadırda yatıp dinlenirdi. Padişah çadırında olduğu gibi bu çadırlarda da soğuk havalara karşı tok, kalın, sırma işlemeli bezden yapılırdı. İçerinin dıştan görünmemesi için etrafına çevrilen dış etekliğin (zokak) önünde bir de kapısı bulunurdu.

Sokaklu Çadır, Perdeli Çadır

İpler ve bezlerden meydana gelen perdeli çadır, sefer sırasında sancakbeyinin barınağı görevini yapardı. Aynı şekilde abrizli çadırlara da rastlanmaktadır. Abriz terimi Farsça olup, kuyudan su çekmeye yarayan kovayı ifade etmektedir. Abrizli çadır teriminden muhtemelen, kısa bir temizlik yapılabilecek perdeli çadırı anlamak mümkündür.

Çadır-ı Hazine
Hazine çadırı, sancakbeyinin sefer sırasında savaş hazinelerini muhafaza ettiği çadırdır.

Kurba Çadır, Hamam Çadırı

Kurba ismi verilen çadır aynı zamanda hamam olarakta kullanılmakta idi.

Hastahane Çadırı

İçerisi değişik bölmelere ayrılmış, hastalara mahsus çadırlardır.

Kilar Çadırı, Çadırı Kilar

Bu çadır, sefer sırasında yiyecek stoklarının saklanmasına yaramaktadır.

Çadır-ı Saraçhane

Bu çadır da, eyer ve deri işlerinin yapıldığı çadırdır.

Çadır-ı Matbah, Mutfak Çadırı

Mutfak görevi yapacak bir çadırdır.

Çile Çadırı, Ceza Çadırı

Cezalı askerler için kullanılan hapishane ve çile çadırlarıdır.

Muhtelif Sınıf Asker Çadırları

Kapıkulu denilen piyade ve benzeri meslek sınıfı askerlerinin yatmaları ve dinlenmeleri için kullanılan hemen hemen birbirinin aynı yapıda olan çadırlardır.
Süvari askerlerine mahsus ve içeride kılıç, mızrak, gibi silahlan ile koşum takımlannı muhafaza edebilecekleri bölmeler bulunur.

Bu çadırlara ilave olarak kullanılmış olan çadır türleri şöyle sıralanabilir. "Kapalı Memşa" (Hela Çadırı) "Tepeli Memşa" (Kapalı Memşa) "Tenteli Memşa" "Tepeli Çeşme Çadırı" "Açık Çeşme Çadırı" "Kubbe Çadırı" "İbadet Çadırı" "Gizli Görüşme Çadırı".



Türklerde Çadırcılık :

Çadır, Taşınması ve kurulması çok kolay olduğundan çadırlar göçebe toplumlar tarafından kullanılan bir mesken türüdür. Toplum bilimciler ve tarihçiler, insanoğlunun mağaradan çıktıktan sonra yaşadığı ilk meskenin "çadır" gibi bir yapı olduğu konusunda fikir birliğine varmışlardır.  Çadır", eski şekli "çatır", Farsça "çadır" dan veya Türkçe "Çat" kökünden türetilerek meydana gelmiştir. (Osm. Hayme) Türkler bu tür meskenlere. "ev, iv, oba, otak, kerekü, gereke, çerge, çatır ve çetir"de derler. ( Abdülkadir İnan,"Orta Asya Türklerinde Çadır ve Kımız", T.Folklor Araş. Temmuz 1973, sayı:288)

islamiyet öncesinde çadır türklerin atları sırtında taşıdıkları evleriydi. Göçer hayat yaşayan Türklerin evleri, obaları, şehirleri çadırlarıydı. Çadırların taşındığı veya üzerinde çadır kurulu olan yüksek arabaları vardı. Keçe, hayvan derileri veya dokumadan yaptıkları çadırların büyüğüne yurt denirdi. Yurt kelimesi günümüzde anlam genişlemesine uğrayarak vatan anlamına dönüşmüştür. Bu dönemde Eski Türklerin en önemli yaşam alanını çadırlar oluşturuyordu.

Eski Türklerin konar göçer yaşama biçimlerinbde çadırlar ve arabalar çok önemli bir yer işgal ediyordu.Yaylak ve kışlak arasında göçlerde, hayvan koşulan arabalar yeğleniyordu. Bu taşıt araçları, bozkır hayatında rakipsiz hüküm sürüyordu. Bu arabalar öküzler ve daha da seyrek olarak develerle çekiliyordu. Pazırık Kurganında bir mezarda bulunduğu gibi bu arabaların boyutları oldukça büyük idi. Eldeki bir örnekten anlaşıldığına göre, yüksekliği 3 metre, genişliği 3,35 metre, tekerleklerin çapıysa 2,15 metreydi. Çin kayıtlarında olduğu gibi, "yüzlercesi aynı zamanda düz bir çizgi halinde ağır ağır ilerler" durumundaydı. Hun döneminde ailelerin taşınması için iki tekerlekli Çinliler'in "tie-lo" ya da "ting-ling" dediği arabalar da kullanılmaktaydı. Bu büyük arabaların üzerinde kurulmuş olan dev çadırlar bulunuyordu.

Tam anlamıyla birer göçebe arabası olan bu arabalar, içinde ev tanrılarının taht kurduğu, kadınların yün eğirdikleri, dikiş diktikleri, gerçek birer konuttu. Bu arabaların kullanılması "keçe çadır"dan yararlanılmasını ortadan kaldırmamıştır ya da ikame edilen bir gereç değildi. Göçün sonunda toprağa "keçe çadırları" kurulurdu.

Devlet erkanı için dikdörtgen ya da kare tabanlı çadırlar ve halk arasında yuvarlak çadırlar kullanılıyordu. Bu çadırlara "yurt" denilirdi. Yurt bugün Türkçe'de, "ülke, konaklama yeri, kişinin üzerine evini inşa ettiği toprak parçası"anlamına gelmektedir.

Birbirine yan yana bağlanmış keçe kaplı, esnek odunlardan yapılan yurtlar, yuvarlak tabanlı ve büyük bir çan şeklindeydi. Üst ucunda bir duman deliği vardı. Çadırın ortasındaki ocağın üstüne açılan ve aşağıdan kapatılabilen bu delik, çadırın ana eksenini oluşturmaktaydı. Çadırlarda kapı "güneşin doğduğu yöne saygı" nedeniyle doğuya açılırdı. Eski Türkler tarafından kesin şekilde uygulanan bu kural, 10.yüzyıla doğru güneşin geçtiği en yüksekteki nokta göz önüne alınarak güneye açılacak şekilde yapılmaya başlanmıştır. Evin yönleri, dört ana renkle adlandırılırdı: Ak, Kara, Sarı, Kızıl. Çadıra girişte "kapı girişine basmak ve oturmak" ata ruhlarının giremeyeceği inancıyla yasaktı. Yerleşik olmayan halk "yurt" ya da "otağ" adı verilen çadırlarda kalırdı. Yerleşik halk ise kerpiç ve ahşap malzemeden yapılan evlerde kalıyordu.

Türk göçebe topluluklarının kullanmış oldukları çadır tıpı üç türlüdür:
1) Karaçadır; (Kılçadır) 
2) Alaçık, yanların yerden başlayarak kaba taş ile örüldüğü, üst tarafın ağaç ve kamış çubuklarla örülerek keçe kaplandığı yarım kubbe şeklinde bir yapıdır.
3) Topak ev Emirdağ yöresinde rastlanan Emirdağ tipi Topak evi, bin yılı aşkın bir süredir, Türklerin, Moğolların, Kırgızların, Özbeklerin, Kazakların; Mançurya'dan Anadolu'ya, Urallar'dan; Afganistan'a kadar uzanan dünyanın dörtte birini oluşturan alanda, Türklerin "yurt", "topak ev", Kırgızların "kiyiz üy-keçe ev" adlandırdığı, yuvarlak ve tavanı kubbeli ve açık olan bir çadır tipidir.

İslamiyetin kabulü ile çadır geleneğinin yok olmadığını Hünkarların sefer , av veya eğlence törenleri için otağları tercih ettiği görülür. Yerleşik hayata geçememize rağmen çadır geleneği günümüze kadar devam etmiş 18 yy dan itibaren kısmen önemini yitirmeye başlamıştır. Her şeye rağmen çadır ve geleneği günümüzde de yaşam alanımızda varlığını sürdürebilmektedir.


ALTAY TÜRKLERİNİN ÇADIRLARI

Şalaş Çadırlar: Göçebe Güney Altaylılar tarafından kullanılan bu çadır tipinin gayet basit bir yapısı vardır.  Çubuklardan yapılan bu çadırın iki tipi vardır. Birincisi halka şeklinde ki keregele(duvar) bükülerek yerleştirilen uzun ağaç çubukların(uık -uh) üzerinin ağaç kabuklarıyla veya keçe ile örtülmesi sonucu elde edilen barınak türüdür. Bu tip çadıra Altay Türkleri'nin "Sooltı" veya "Alançik" olarak ifade ettikleri de olur.

Altay 


Altay Türkleri'nde Kırgız Türkleri'nin çadırlarına benzer çadırlarda bulunmaktadır. Keçeli çadır türüne örnek olan bu çadırlara "upke" veya "pükme" denir. Görünüş olarak güzel olmasının yanında ağaç kabukları ile korunan tiplere nazaran doğa şartlarına çok daha dayanıklıdır.

Güney Altay Türkleri geniş alanlarda yaşamayı sevdikleri için kalabalık yerlerde bulunmazlardı. Bundan dolayı da "aıllar-köyler" üç ile beş çadırdan fazla olmaz. Akrabalardan oluşur bu aıllar. Bu şekilde yaşayan Altay Türkleri'nin çadırları da ağaç kabuklarından yapılmış olup, sadece kapıları hayvan derisinden olur.

Çadırın tam ortasında bulunan ocaklar hem ısınmayı hem de yemek pişirmeyi sağlar. Bu ocağın hemen üst kısmında çadırın üzerinde bir açıklık bulunur. Ocağın hemen arkasında, kapının tam karşısında büyük ve parlak gözleri olan totem bulunur. Bununla beraber dokuz parça bez "somo" bağlanan ip bulunur. Bu ipin ortasındaki bezde bir hayvan resmi vardır. Bu resimler çadırdan çadıra farklılık gösterebilirler.

Altaylarda yaşayan bir diğer Türk boyu ise Teleütler'dir. Teleütler'in çadırları yazlıktır. Koni şeklinde  ve çalı çırpıdan oluşan bu çadırın üzeri ağaç kabuklarıyla kapalıdır. Çadırın çapı 3 sajen (1 Sajen=2,13m)'dir. Kapıları da doğuya bakmaktadır.

Kırgız 

TUVA ÇADIRLARI


Sibirya bölgesinde olan Tuva Türkleri'nin kullandığı çadırlar Altay Türkleri'nin çadırlarından farklıdır. Daha çok Moğol çadırlarına benzeyen Tuva çadırları Sibirya bölgesinin en görkemli çadırlarıdır. Tuva Türkleri zorlu doğa koşullarına rağmen hem göçebe Türk Kültürü'nden gelen alışkanlık hem de doğaya olan bağlılık ile çadırlarda yaşamışlardır. Ayrıca çadırların kolay kurulumu, gereçlerinin kolay bulunabilmesi gibi nedenler de çadırları göçebe hayatın temsilcisi haline getirmiştir.

Tuva Türkleri'nin yerleşim yerleri olan "aıllar", kış aylarında iki ile beş çadırdan, yaz aylarında onbeş civarında çadırdan oluşmaktadır. Batı Tuva'nın  geleneksel barınağı keçeli çadırlardır. Bu çadır Moğol çadırı tipindedir. Doğu Tuva bölgesinde ise "Çum" adı verilen, iskeleti "uık" adı verilen ağaç çubuklardan oluşan çadır kullanımı yaygındır. Bu tip çadırlar yaz aylardan ağaç kabukları ile örtülüdür. Kış aylarında ise boğa derisiyle üzeri örtülüdür. Moğol tipi çadırlarda olsun, Çum'da olsun, bütün Türk çadırlarında olduğu gibi kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı yerler vardır.



OSMANLILARDA ÇADIR GELENEĞİ


Osmanlılarda değişik türdeki çadırları, önceden yapılıp Mehterhane ambarlarında depolanarak korunmakta ve ihtiyaç halinde muhasebe başkanlığından gene, padişahın emir ve izinleriyle verilmekte idi. Padişahın bir yere göç etmesi halinde kullanılmak üzere yaptırılan çadırların, mehterhane ambarına teslim edilmek üzere yapılan listede, çadırların kimler için, ne amaçla yapıldığı ve kullanılan malzemelerin miktarlarıyla en ince ayrıntılarına kadar gösterilmesi konuya verilen önem açısından dikkat çekicidir.

Osmanlı dönemi saray ve ordu çadır türlerini genel olarak şöyle sıralamak mümkündür:

1) Otağı Hümayun-Padişah çadırı-Hünkâr Çadırı
2) Otağ-ı Asafi-Paşa Çadırı, Divan Çadırı,
3) Sokaklu çadır-Perdeli çadırlar
4) Halvet ( Görüşme ) Çadırları
5) Çadır-ı Hazine,
6) Kurba çadır-Hamam Çadırı,
7) Hastahane Çadırı
8) Kilar çadırı-Çadır-ı Kilar,
9) Çadırı Sarraçhane,
10) Çadır-ı Matbah-Mutfak çadırı,
11) Çile çadırı-Ceza çadırı,
12) Asker çadırları


Türk çadırları sınıfına dahil olan en gelişmiş çadır türü. Otağ-ı Hümayun adı verilen sultan çadırlarıdır.88 Padişahın sefer sırasında yatıp kalktığı başkumandanlık karargahı olarak kullandığı savaş divanının toplandığı gezici saray büyüklüğünde, pek çok daireden oluşan çok direkli kırmızı çadırdır. Otağ-ı Hümayunlar Padişahın sefer sırasında yatıp kalktığı başkumandanlık karargahı olarak kullandığı savaş divanının toplandığı gezici saray büyüklüğünde, pek çok daireden oluşan çok direkli kırmızı çadırdır. Sultan dışında yalnızca en büyük dini yetkili Şeyhü'l-İslam, vezirler ve büyük eyaletlerin yöneticileri olan Beylerbeyi kırmızı kumaştan yapılan bu çadırda oturma hakkına sahiptirler.

Barış zamanında, padişahın yazlığa veya uzak bir yere gidişinde kullanılırdı. Sultan çadırları daima çevreyi en iyi şekilde gören küçük bir tepenin üzerine kurulurdu. Çadırın kurulduğu yer aynı zamanda Sultanın en üst rütbede bulunduğunu vurgulamaktadır. Doğal olarak sultan çadırı, boyutları ve dış süslemeleri ile diğer çadırlardan üstün olduğunu göstermek zorundadır.

Sefer çadırları çift olup, biri kullanılırken diğeri bir sonraki menzilde kurularak padişaha hazır bekletilirdi. Padişah çadırın kurulup toplanması ile görevli olanlara saray teşkilatında "ÇADIR MEHTERLERİ" veya "HAYME MEHTERLERİ" denirdi.

İçi bölmelerle ayrılmış içice iki çadır şeklinde olan Sultan çadırlarında, padişahın oturduğu, kısmın etrafında yine perdeler ile ayrılmış bir gezinti yeri bulunurdu. Burada nöbetçiler ve savaşçılar beklerdi. Padişah çadırının duvar ve tavanları iki kat kumaştan olup, pencereleri bulunurdu. İçi, toprak zemin üzerine hasır ve keçeler ile kaplanır, bunların üzerine kürk halı serilirdi. Kenarlara, kolay kurulup sökülebilen oymalı, süslü ağaçtan yapılmış sedir ve divanlar yerleştirilirdi. Üzerlerine şilteler, yataklar serilir, nadide nakışlı kumaşlar örtülürdü. Kışın çadırın içi, süslü mangallarla ısıtılırdı. Duvarlara işlemeli kumaşlar ve ince halılar, geceleri ışık vermesi için de altın ve gümüş şamdanlar asılırdı.

Bu çadırlar önceleri, 'YURT", "TOPAK EV" veya "KUBBE ÇADIR" denilen, etraf duvarları kafes şeklinde yapılmış panolardan oluşmakta iken, dokumacılığın ilerlemesi ile özellikle XVII. yüzyıldan itibaren karacadır biçiminde, iki veya üç direkli büyük ve geniş çadırlar şeklinde yapılmaya başlanmıştır.

Bu tip padişah çadırları alt kısmı pamuk veya kendir ipliğinden su geçilmeyecek şekilde dokunmuştur. Bunun üzerine de ikinci kat olarak kırmızı ipekten ve haricen rankli şerit ve sırma ile işlenmiş motif ve saçaklar ile süslenmiş ipek kumaşlar örtülerek yapılırdı.

En yüksek dinî yetkili olan Şeyhü'l-İslam, vezirler, Beylerbeyi ve şehzade çadırları da kırmızı kumaştan olurdu.

Avrupalıların hayret ve hayranlıkla izledikleri bu saray büyüklüğündeki otağlar, İslam öncesi Türk hakanlarından devam ettirilen bir geleneğe dayanıyordu.




Çadır Köşkü

Konumu

Çadır Köşkü, Beşiktaş - Ortaköy caddesindeki girişi Çırağan Sarayı karşısında olan Yıldız Parkı içinde sol tarafta kalmaktadır. Parkın iki büyük havuzundan biri köşkün önünde yer almaktadır. İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından UM064 envanter numarasıyla mimarı anıt olarak kabul edilen köşk, 01.01.1997 itibariyle kafeterya, lokanta olarak işletilmektedi


Tarihçesi

1871 yılında Çırağan Sarayı'na ait olan koruda, Sultan Abdülaziz'in (1861–1876) isteğiyle "Sedir Köşkü" olarak inşa edilmiştir. Bahçe dekoru Sarkis Balyan ve kardeşleri tarafından yapılmıştır.Sultan II. Abdülhamit (1876–1909) tahta çıkışından sonra deniz kenarında yaşamayı tehlikeli bulduğundan dolayı Dolmabahçe Sarayı yerine Yıldız Sarayı’na yerleşmiş, Çırağan Sarayı’na ait bazı bölümleri de bu saraya eklemiştir. Çadır Köşkü’nde Mithat Paşa ve arkadaşlarının sorguları yapılmıştır ve Mithat Paşa altmış altı gün köşkün bodrum katında tutuklu kalmıştır. Bu olaylardan sonra köşk kapatılmış, yalnızca harem gezilerinde birkaç saatliğine kullanılmıştır.
Köşk, Abdülhamit'in hallinden sonra uzun yıllar kapalı kalmış, 1940 yılında Maliye Bakanlığı'nca İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne devredilmesi ve korunun "Yıldız Parkı" olarak adlandırılmasından sonra Çadır Köşkü onarılmış, 1949 -1960 yıllarında Avadis Çakır isimli pastane sahibi tarafından “Markiz Pastanesi” olarak işletilmiştir. 27 Mayıs 1960 İhtilali sonrasında Çadır Köşkün'de Tanzimat Müzesi kurulmuştur. 1982 yılında diğer köşklerle beraber kullanım ve işletme hakkı Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu'na verilmiştir.
Kültür ve Tabiat Varlıklarırıı Koruma Yüksek Kurulu' nun. 28 Şubat 1995 Tarih ve 378 sayılı ilke kararının "Bakım Maddesine" göre 1995 Haziran ayında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından devir alınmasıyla restorasyon çalışmalarına başlanmış ve köşk bütünüyle restorasyondan geçirilmiştir. 01.01.1997 itibariyle tarafından lokanta olarak işletme açılmıştır


Fiziksel özellikleri
Çadır Köşkü kesme taştan beyaz ve kırmızı rengin hâkim olduğu bir cephe görünümüne sahiptir. Oldukça sade, dikdörtgen şeklinde bir plana sahip olan köşk, alçak tavanlı bir bodrum ile üstündeki tek kattan meydana gelmektedir. Simetrik planlı yapıya giriş iki kıvrık kollu bir merdivenle sağlanmaktadır. Bodrum girişi isi bu merdiven kollarının arasında kalan bir kapıdan yapılmaktadır. Ön cephedeki bu merdivenlerin bitimindeki küçük terasla binanın ana katına girilmektedir. Burada bir de dış antre bulunmaktadır. Yarım daire biçiminde, kemerli giriş kapısının iki yanında birer ince uzun dikdörtgen şeklinde pencereler bulunmaktadır. Ön cephede ayrıca bir balkon, iki yana salona açılan ikili basık kemerli iki pencere grubu yer almaktadır. Yan cephelerde ikişer gruplar halinde uzun ince pencereler yer almaktadır. Basit bir iç kurulum oluşturulan köşkte giriş kapısı dar bir antreden giriş sofasına ulaşılmakta olup bir salon daha bulunmaktadır.
Üst katında, üç oda, büyük bir salon, tuvalet ve küçük hol vardır. Bodruma ayrıca holden bir merdivenle giriş yapılabilmektedir. Bodrumda iki büyük oda, salon, hol ve tuvalet mevcuttur. Bodrum katı mutfak olarak kullanılmak amacıyla yapılmıştır.



 Boz-Üy (Keçe Çadır)


Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 737x552 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın


Türkiye Türkçesi’nde “oba” olarak da söylenen Kırgız geleneğine uygun çadır evlere “Boz-Üy” denilmektedir.

Boz-üy kelimesinin Türkiye Türkçesi ile karşılığı boz evdir. Daha çok Türk olmak üzere sonradan Türklerin tesiri ile Moğol halklarında da kullanılmış olup seyyar ev şeklindedir. Kırgızistan’da, tabiat turizminin ve yayla kültürünün yaygın olduğu yerlerde Boz-üy (Boz-ev) olarak isimlendirilen örfi ev tipleri görülmektedir. Göz alıcı şekilleri ile hakan çadırı misali Kırgızistan’da kır alanlarında çok rastlanır.

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 881x337 ve %3$sKB ) Buraya Tıklayın






Keçeden yapılır. “Bozüy”, soğuk, sıcak, yağış durumlarında dayanıklıdır ve koruyucudur. İçi kışta sıcak, yazda serindir. Kurulup taşınması kolay olup göçmen halk için her an istenildiğinde kurulabilen bir evdir. “Bozüy”ü oluşturan ağaç sırıkları, keçe ve ip ana malzemesidir. Çeyrek asır dayanıklı olan bozüy büyüklüğüne göre dört kanat, altı kanat, sekiz kanat, on iki kanat olur. Ya da “uuk” denilen kubbesinin sırıklarına göre “50, 70, 80 , 100 başlı” diye de adlandırılır. “Kerege” ise kubbe bölgesindeki eğrilmiş sırıklardan yere kadar olan eğri ağaç duvarlardır. Uuk ve kerege, bozüyün kaburgasını oluşturur. Çoğunlukla kayın ağacından yapıldığı görülür. Geleneğe göre bozüyü kadınlar dikmektedirler. Erkekler sadece “tündük” bölümünü üste yerleştirmeye yardımcı olmaktadırlar. Tündük , bozüylerin üstünde baca misali pencere yeridir. İçeriye hem ışık girer hem de üstten temiz hava girer. Kırgızistan bayrağının da ilham kaynağı olan bu tekerlek şeklindeki göğe gösteren yere Kırgız Türkleri “tündük” demektedirler. Kırgızistan bayrağı; kızıl döşeme üzerinde sarı alevli 40 kollu bir güneş şeklindedir. Güneş resminin ortasında geleneksel Kırgız çadır-ev (bozüy) şeklindeki tündük adı verilen yukarıdan pencere bulunur. Bozüyde eşik denilen kapıdan girişte sağ tarafta mutfak, sol tarafta oturma yerleri bulunmaktadır.

Dinlenmek, kültürü tanımak, yöreye özgü yemeklerden tatmak ve Türk ulusunun şifalı içeceği kımız içmek için bütün ortam turistlerin hizmetine sunulmuştur. Gidilen çoğu yerde yol boyunca, dağ yamaçlarında bozüyler görünmektedir. Bozüy artık Kırgızistan’ı temsil eden bir görüntü olmuştur. Yol kenarındaki duraklarda bozüy şeklinde görülen restoranlar, manavlar, dükkânlar v.b. gözle görülen kültürü yansıtan öğelerdir. Turistik mekânlara yakın yerlerde kurulmuş bozüyler de bulunmaktadır. Bu bozüylerde yaşayanlar gelen iç ve dış turistlere hem bozüy’ü tanıtmakta hem de yiyecek-içecek satışı yapabilmektedir. Taze kımız bütün turistik bozüyler de satılmaktadır.

Bozüy, İngilizce, Rusça gibi batı dillerine “yurta” olarak geçmiştir. Kırgız Türkçesinde “Yurt (Curt)” kelimesi bozüyün alanı için söylenir. Rus literatüründe; Rusya Federasyonu içindeki Türk ülkelerinden Hakas ve Tuva bölgelerinde, turistlerin kamp yapmak için yurt (yerel çadır) kullandıkları belirtilmiştir.




Videoyu göremiyorsanız. Youtebe giriş için tıklayınız...